Anasayfa » Haberler » Afrika ve Libya: Küresel Güçlerin Rekabet Süreçleri

Küresel aktörlerin son zamanlarda Afrika kıtasına olan yoğun ilgisi beraberinde yeni güç alanlarını ve çatışmaları doğuruyor. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Burak Darıcılı , hazırladığı makalesinde Libya örneği üzerinden Afrika’da yaşanan küresel rekabet süreçlerini değerlendirdi;

1. Afrika: Küresel Rekabet Süreçleri

Afrika, son yıllarda dış ilişkiler ve dış yatırımlar bağlamında oldukça hızlı bir çeşitlenmeyi tecrübe etmektedir. Çok sayıda aktörün Afrika’ya bayrak göstermesi ile ortaya çıkan bu durum, kuşkusuz kompleks bir ilişkiler ağını da ortaya çıkartmaktadır. 19 ve 20. yüzyıllarda sınırlı sayıda aktörün etkileşim hâlinde olduğu kıta, 21. yüzyılın başlarından itibaren karmaşık bir ilişkiler ağı içine girmiş bulunmaktadır. Bugün küresel ticaret hacmi içinde %2’lik bir yer tutan Afrika kıtası 1,3 milyarı aşan nüfusu ile küresel şirketler açısından piyasa değeri sürekli artan önemli bir pazar olarak görülmektedir. Özellikle büyüyen orta sınıf ile alım gücü günden güne artan genç ve dinamik bir Afrika söz konusudur. Uluslararası ticaret yollarının üzerindeki bu konumun, dünya ticaretinin büyük bölümünün aktığı hat olduğu da unutulmamalıdır. Bu lokasyonlara ayrıca ülkeler arası taşımacılık ve tatlı su potansiyeli bakımından Nil, Nijer ve Kongo havzalarını da eklemek mümkündür. Afrika kıtası bilindiği üzere yer altı varlıkları bakımından da oldukça zengin bir envantere sahiptir. Kıtada altın, elmas, uranyum, koltan, bakır, fosfat, demir, alüminyum, titanyum, kömür gibi pek çok önemli maden ve minarelin varlığı söz konusudur.

Çin ve Afrika: 2000’lerin başında kıtaya yaptığı yatırımları hızlandıran Çin’in kısa sürede Afrika kıtasının stratejik partnerlerinin en büyüğü hâline dönüştüğü görülmektedir. Günümüzde kıtanın değişik yerlerinde Çinli şirketler tarafından inşa edilen kamu binaları, baraj, kara yolu, tren yolu, havaalanı, liman, stadyum gibi projeleri ya da Çin şirketlerinin işlettiği madenleri veya petrol rafinerilerini görmek mümkündür. Çin ile Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 2000’li yılların başında 10 milyar dolar gibi düşük bir seviyedeyken bugün 200 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır. 40 kadar Afrika ülkesi Çin’le ticari ilişkilerinde ticaret açığı verirken Çin’in Afrika’dan yaptığı ithalatın %70’ini madenler, petrol ve kauçuk oluşturmaktadır. Ayrıca Çin, son yıllarda Afrika’ya gerçekleşen silah satışının da önemli tedarikçilerinden biri hâline gelmiştir. 2008-2012 ile 2013-2017 zaman aralıkları karşılaştırıldığında Çin’in kıta ülkelerine silah satışının %55 oranında arttığı görülmektedir. Çin’in Afrika silah pazarındaki toplam satış oranı %8 seviyesinden %17’ye yükselmiştir. Çin’in Afrika’daki yatırım prensibi ise; “altyapıya karşı kaynak” yaklaşımı doğrultusunda şekillenmektedir. Çin’in Afrika ilişkileri çeşitli alanlarda genişlerken, Çin’in kıtada gerçekleştirdiği doğrudan dış yatırımların (FDI) kümülatif tutarı da yükselmektedir. 2013 yılında 26 milyar dolar olarak gerçekleşen Çin’in Afrika’daki FDI stoku 2017 yılında 43 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu rakama Hong Kong da dâhil edildiğinde tutar 60 milyar dolar seviyesine yaklaşmaktadır.

ABD ve Afrika: ABD’nin Afrika’da kolonyal bir geçmişi olmasa da ülkenin kuruluşu kolonyal tarihin önemli bir parçasıdır. Bilindiği gibi Afrika’dan kopartılan milyonlarca insan köle olarak Amerika kıtasına götürülmüş ve Amerika’nın inşasında çalıştırılmıştır. ABD’yi Afrika konusunda Çin ve Rusya’dan farklılaştıran bir diğer alan ise Afrika’da II. Dünya Savaşı’ndan buyana süre gelen askeri varlığıdır. ABD ve Sahra-altı Afrika ticaret hacminin 2018 değerlendirmelerine göre 41 milyar dolar seviyesinde seyrettiği görülmektedir. Kuzey Afrika ülkeleri de dâhil edildiğinde söz konusu rakam 60 milyar doları geçmektedir. ABD’nin kıtadaki en önemli ihracat partnerleri Güney Afrika, Nijerya, Etiyopya, Gana ve Togo olarak sıralanırken en önemli ithalat partnerleri de Güney Afrika, Nijerya, Angola, Fildişi Sahilleri ve Madagaskar’dır.  Bu nedenle Afrika’daki ticari ilişkilerinde ABD’nin AB ülkeleri ve Çin’in gerisinde olduğunu belirtmek gerekmektedir. Son 10 yıllık dönemin ticaret rakamları incelendiğinde, ABD-Afrika ticaret hacminin 140 milyar dolar seviyesinden 60 milyar dolar seviyesine gerilediği de dikkat çekmektedir. Buna karşın Afrika kıtasına kalkınma yardımı sağlayan aktörlerin başında yer alan ABD’nin kalkınma yardımlarının tutarı son yıllarda 8-9 milyar dolar seviyesinden 11 milyar doların üstüne çıkmıştır. 2016 yılına kadar Afrika kıtasını enerji ve güvenlik konsepti içinde değerlendiren ABD, Donald Trump’ın iş başına gelmesiyle birlikte kıtadaki Çin ve Rusya varlığına dikkat çekmeye başlamıştır. Trump’ın 2017 Aralık ayında açıkladığı “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi” metninde, Afrika’ya ilişkin bölümde en fazla dikkat çeken husus, ABD’nin Afrika’da genişleyen Çin varlığından duyduğu rahatsızlığın dile getirilmesi olmuştur. 

Rusya ve Afrika: Sovyetler Birliği enkazı üzerinden yeniden yükselip küresel bir aktör olma arzusunu sürdüren Rusya’nın Afrika kıtasına yönelik ilgisi son yıllarda belirginlik kazanmaya başlamıştır. Son yıllarda Libya ve Mısır’a silah satışını arttıran Rusya’nın 2009 yılında Afrika ülkeleriyle 5,7 milyar dolar olan ticaret hacmi 2018 yılında 20 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Rusya, Afrika devletlerinin en büyük silah tedarikçisi konumundadır. Rusya’nın Afrika’daki varlığının önemli bir ayağını Wagner isimli özel askerî şirket oluşturmaktadır. Bu şirket, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Mozambik’te askerî operasyonlara dâhildir. Rusya’nın Afrika’ya yönelik açılım politikalarına bakıldığında askerî iş birliği ve silah satışı önemli başlıklar olarak dikkat çekerken; nükleer enerji, değerli madenlerin işletilmesi, Rus ürünlerine yeni pazar açılması, BM’de destek arayışı, Çin, ABD ve AB ülkelerini dengeleme arayışı gibi hedefler öne çıkan diğer beklentiler arasındadır.

Avrupa Birliği (AB) ve Afrika: Afrika’da küresel rekabet bağlamında Avrupa ülkelerinin başını çeken ve kıtada sömürge geçmişi bulunan Fransa ve Almanya göze çarpmaktadır. Bu aktörlerin Afrika ile ilişkileri elbette ABD, Çin ve Rusya’ya göre oldukça farklı bir çerçevede ele almayı gerektirmektedir. Her şeyden önce bu aktörler, kolonyal dönem itibarıyla Afrika’nın bir parçası hâline gelirken sömürge hayaleti hâlen daha kıtanın üzerinde gezmeye devam etmektedir. AB, bugün Afrika kıtasının en büyük ticaret partneri olmayı sürdürürken iki taraf arasındaki ticaret hacmi 2018 yılında 303 milyar avro olarak gerçekleşmiştir. Bu ticaretin 152 milyar avrosunu Avrupa ülkelerinin Afrika’ya ihracatı oluştururken 151 milyar avroluk kısmını da Avrupa ülkelerinin Afrika’dan ithalatı oluşturmuştur. 2008-2018 verilerinde dikkat çeken hususlardan biri, 2014 yılına kadar Afrika ile ticaretinde açık veren AB’nin 2014 yılından sonra fazla vermeye başlamasıdır. AB ülkelerinden Fransa’nın durumu ile ilgili bir farklılık da analizimiz de yer almalıdır. Fransa, Sahra-altı Afrika’da eski sömürgesi olan ülkelerde askeri üs ve tesislere sahiptir.

İngiltere ve Afrika: Afrika kıtasındaki dekolonizasyon süreciyle birlikte sömürgelerini fiilen kaybeden İngiltere, eski sömürge toprakları üzerindeki nüfuzunu İngiliz yerleşimciler, ticari ilişkiler, yatırımlar, askerî ilişkiler, yardım programları, kültür ve akademi üzerindeki etkisiyle sürdürmeye devam etmiştir. Bu minvalde Soğuk Savaş yıllarında ABD ile ortak hareket eden İngiltere, Afrika kıtasında kendine yeni alanlar açmaktansa sahip olduğu nüfuz alanlarını koruma beklentisi içinde olmuştur. İngiltere’nin Afrika kıtası ülkeleriyle olan toplam ticaret hacmi 2016 yılında 28 milyar dolar seviyesinde seyretmiştir. Bu ticaretin 16,9 milyar doları Afrika’dan yapılan ithalatı; 11,4 milyar dolarlık kısmı ise Afrika ülkelerine yapılan ihracatı kapsamaktadır.

2. Libya: Küresel, Bölgesel, Yerel Aktörlerin Libya Mücadelesi 

Libya’nın küresel siyaset ve ticaret açısından önemi, sahip olduğu petrol ve doğal gaz kaynakları ile birlikte özellikle son 10 yılda gündemi meşgul etmeye başlayan Kıbrıs adası civarındaki ve tahmini olarak 3 Trilyon Dolar civarında olduğu tahmin edilen karbon rezervleri ile ilgilidir. Bu kapsamda Kıbrıs adası civarındaki (Doğu Akdeniz karbon rezervleri) rezervlerin paylaşımı üzerinden Akdeniz’de hakimiyet kurma çabasında olan bölgesel ve küresel aktörlerin mücadelesi kapsamında Libya’nın jeopolitik önemi de artmıştır.

Görsel 1: Libya Genel Durum Haritası (Kaynak: T.C. İletişim Başkanlığı)

Libya’nın toplam ihracat hacminin ortalama yüzde yetmişini ham petrol oluşturmaktadır ki bu üretimin ülkedeki istikrarsızlıktan etkilenmiş halidir. Libya’nın konvansiyonel petrol rezervleri yaklaşık olarak 48,36 milyar varildir. Dünya doğalgaz üreticilerini ve Afrika’nın global piyasalardaki yerini incelediğimizde ise, kıtanın OPEC 2018 sonu verilerine göre yaklaşık 15,23 trilyon metre küplük (tcm ve bin bcm, milyar metre küp) rezerv hacmi ile toplam rezervlerin %7.49’una ev sahipliği yaptığını görülür.

Libya Üzerinde Mücadele Eden Küresel, Bölgesel ve Yerel Güçler

Mustafa Fayez al-Sarraj Güçleri: 2016 yılında BM'nin arabuluculuğunda varılan anlaşma çerçevesinde kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin başbakanı ve Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin de başkanı. Sarraj, Trablus ve Misrata bölgelerini kontrol ediyor. Buralardaki yerel milis güçlerinin yanı sıra Müslüman Kardeşler de dahil olmak üzere ve eski Savunma Bakanı Osama el Cuveyli'ye bağlı güçlerin de desteğini alıyor. Sarraj, aynı zamanda Türk hükümetinin de Libya'da desteklediği grubu temsil ediyor.

General Halife Hafter Güçleri: Libya'nın üçte ikisi General Halife Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu'nun kontrolü altında bulunuyor. General Halife Hafter özellikle 2014'ten bu yana güçlendi ve ülkenin stratejik yerlerini ele geçirmeye başladı. Son dönemde Sarraj Güçleri, Türkiye’nin de desteği ile Hafter unsurlarına karşı önemli askeri başarılar elde etmiş durumdalar.

Türkiye: Türkiye, 2011 yılında iç savaşın başlangıcından bu yana Libya'da aktif ülkeler arasında yer alıyor. Önce Muammer Kaddafi'ye karşı mücadele eden ve Bingazi'de yoğunlaşan silahlı grupları destekleyen Türkiye, Libya'da iki farklı hükümetin ortaya çıkmasının ardından Sarraj'a destek verdi.

Mısır: Mısır, Hafter'i destekleyen ülkeler arasında başı çekiyor. Libya iç savaşının ilk yıllarında doğudaki silahlı grupların liderliğini yapan Hafter'in ülkenin doğu komşusu Mısır ile işbirliğinin bu dönemlerde başladığı belirtiliyor. Mısır hükümeti, ülke sınırları içerisinde muhalif unsurlara karşı yoğun operasyonlar düzenlerken, Libya'daki Sarraj yönetiminin de bu grupları desteklediğini savunuyor.

BAE: Libya'da son yıllarda giderek etkili olan ülkelerden birisi de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE). Geçtiğimiz yıllarda, BAE, Hafter ile Sarraj arasında siyasi bir çözüm bulunması için yürütülen müzakerelere ev sahipliği yaptı. Ayrıca Hafter'i destekleyen geleneksel ve sosyal medya mecralarının finansmanının da BAE'den geldiği yönünde iddialar var.

Rusya: Moskova uzunca bir süre her iki grupla da temasını korudu. Ancak son dönemde Rusya'nın desteğinin Hafter'e bağlı gruplara doğru kaymaya başladığı görülüyor. Özellikle 2019 yılıyla birlikte Rusya ile Hafter arasındaki görüşmeler de yoğunlaştı. Son dönemde Rusya'da özel bir güvenlik şirketi olan Wagner Group'un Libya’ya savaşçı yolladığı yönündeki iddialar artmaya başladı. Rusya'nın Libya'daki öncelikleri arasında Kaddafi döneminde yapılmış enerji anlaşmalarını devam ettirecek istikrarlı bir yönetim kurulması var.

ABD: Libya'da NATO'nun hava operasyonları ve uçuşa yasak bölge ilan edilmesiyle Kaddafi'nin devrilmesinde önemli rol oynayan ABD, son dönemde yaşananlar karşısında net bir tutum takınmış değil. ABD, Hafter ile doğrudan temas kuruyor. 20 yıl ABD'de yaşayan ve ABD vatandaşı olan Hafter'in CIA ile geçmişte bağlantısı olduğu yönünde de ortaya atılan iddialar var.

İtalya: İtalya, Libya'ya coğrafi yakınlığı ve tarihi bağlarından dolayı buradaki gelişmeleri en yakından takip eden Avrupa ülkelerinden birisi. Libya, Akdeniz'i geçerek İtalya üzerinden Avrupa'ya ulaşmak isteyen mültecilerin Afrika'daki en önemli çıkış noktalarından birini oluşturuyor. İtalya'nın mülteci akınını durdurmak için Ulusal Mutabakat Hükümeti ile birlikte çalıştığı ve destek verdiği belirtiliyor. İtalya’nın Türkiye ile de ilişkileri bozmayan bir denge politikası sürdürdüğü ifade edilebilir.

Fransa: Fransa, Kuzey Afrika'daki en temel önceliğinin radikalizm ve bunun dolaylı olarak Avrupa’da yaratabileceği tehditleri kontrol altına almak iddiasındadır. Bu nedenle Fransa zaman zaman Libya-Çad sınırındaki radikal  gruplara yönelik hava operasyonu düzenlemektedir. Fransa, Libya'da doğrudan herhangi bir taraf tutmasa da Hafter'e karşı mücadele eden bazı radikal gruplara yönelik hava operasyonları da Hafter'in sahadaki ilerlemesine yardımcı oluyor. Son dönemde Libya konusunda dünya kamuoyunda Türkiye karşıtlığının bayraktarlığını yapmaktadır.

Kaynakça:

BBC Türkçe (2020), “Libya'daki en önemli siyasi aktörler hangi ülkeler ve kim, ne istiyor?”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50976809, (E.T. 13.07.2020).

-İnsamer (2020), “Afrika Kıtası’nda Küresel Rekabet”, https://insamer.com/tr/afrika-kitasinda-kuresel-rekabet_2808.html, (E.T. 13.07.2020).